Translate

20 Ağustos 2016 Cumartesi

KÜTAHYA ERGUNİYYE MEVLEVİHANESİ-MEVLEVİ AKİF DEDE

Akif Dede tekkeler kapatılınca bir müddet Kütahya’da Küçük Hamam sokağının köşesindeki mescitte vazife yaptı. Namaz kıldırdı. Mustâfendi’nin vefatından sonra muvakkithâneye, mesleği olan saatçiliğe oturdu. (1)

(1) Yakupoğlu, Ahmet, Rengarenk Kütahya, s. 20

19 Ağustos 2016 Cuma

ÇİLELİ BİR YOLUN YALNIZ YOLCUSUYUM

Saat yapımında çileli bir yolun yalnız yolcusuyum. Acısız olunmaz değil mi? Yorulmadan çile çekmeden maksada ulaşılmaz. Uykusuz kaç sabahı görecek belki bu gözler. Parmaklar kıl testereyi tutmaktan titreyecek. Pirinç metali gibi bu beniz sararacak. Bazen sabaha karşı şah neyimin dem sesleri teselli olacak yalnızlığıma. Belki de bir gazelin şah beytindeki acıyken tatlılaşan şaraba dönecek hayallerim.

ÇİLE

Hiç ummadığım bir anda derûnumda hissettim çileyi
Bülbüller söylesin saat yapımında çektiğim çileyi

Şikayet edemem bu dertten derdim dermânımdır sevgilim
Nefesin bana anlatır her solukta sevdiğim çileyi

Güzelce doldur sâkî ah başımın üstünde dönsün çarklar
Bir dem kendimden geçsem de unutamam gördüğüm çileyi

Acı çekerken gülümsedim gülümserken ah acı çektim
Nağme-i şarab gibi dertli dertli inlediğim çileyi

Sarı çarkları okşayan sabâ rüzgarı haber veriyor
Sevgilimin öpüşüyle ah gönlüme serdiğim çileyi

Saatin kalbinin menevişinde hülyâlar dalgalanır
Rüyâlarıma sorun ah koşa koşa gittiğim çileyi

Saatin gönlündeyim gönlümün saatindesin sevgilim
Dilden dile anlatılır ah mecnûna döndüğüm çileyi

Çark-ı saatin ahengi duyuluyor yumuşak derinden
Sabır ve metânet yolunda ömrümü verdiğim çileyi

Ey Aşkî ah feryad ettin yeter sözü kısa kes vesselâm
Deveran-ı çark gibi kalbimle seni bildiğim çileyi

5 Ağustos 2016 Cuma

AFYONKARAHİSAR MEVLEVİHANESİ-SAATÇİ CON AHMET DEDE İDEMEN 2

İşgal dolayısıyla mektep tatil edilmiş, artık derse devam imkanı kalmamıştı. Bu sıralarda tanışmış olduğum Neyzen Çerkez Nuri Dede’nin kardeşi, Otpazarı Camii imamı Mahmut Hoca bana “artık harp ne zaman biter, mektepler ne zaman açılır, ne olur bilinmez; oğlum bir zanaat sahibi olman gerekir’’ diyerek beni saat tamiratına teşvik etti ve öğretti. Sonradan yeğeni Con Ahmet Usta ile tanıştırdı ve Con Ahmet Usta’nın çırağı oldum.Ustamın şimdiki Bedesten karşısında Kasaplar içine doğru dükkanı vardı. Orada esas mesleğimi öğrendim. Ustam son derece zeki ve sanatkar bir insandı, harp dolayısıyla malzeme yoktu, gerçi saat adedi de azdı fakat ustam bulunmayan bir malzemeyi adeta icad ederdi; küçük saatçi tornasında şemsiye telinden saatin direğini tornada yapar ve takardı. Mesleğin bütün inceliklerini bana da öğretti.Ustam sonraları devridaim makinası fikrine takıldı. Ömrünün son zamanlarına kadar kendisi ve kardeşi Ali İdeman Dede’de ‘’sonradan Otpazar Camii yanındaki dükkanımda ki ustam’’ bu makinayı icad etmek için kısıtlı imkanları ile ve saatçi tornası yardımıyla yaptığı parçalarla devridaim makinasını yaptı.Con Ahmet ustamın yaptığı bu makinayı sonraları 1930’larda (doğrusu 1926) Cumhuriyet Gazetesi yardımı ile bütün Türkiye duydu, fakat üniversite yetkilileri bu makinayı yapmanın mümkün olmadığını; çünkü mekanik bir makinaya verilen enerjinin zamanla sürekli sürtünme dolayısıyla kaybolacağını ve tek bir enerji ile bir makinayı devamlı çalıştırmanın mümkün olmadığını savundular ve İstanbul’da üniversitede halk huzurunda yapılan bir denemeyi bile ilgiyle takip etmediler. Böyle bir aletin yapılması halinde Beyazıt Meydanı’nda kendilerini asacaklarını söylediler. O zaman İtalyanlar Con Ahmet Usta’ya müracaat ederek Onu İtalya’ya davet ettiler ve özel labaratuvarlarda bu makinayı daha modern ve hassas aletlerle yapmasını, patentine yüklüce bir para vereceklerini ısrarla belirtmelerine rağmen Con Ahmet Ustam bunu kabul etmedi. Gerçekte ustamın makinasının temel esası, saat nasıl zembereği boşalırken bir enerji meydana getirirse o enerji ile bir zembereği kurmak ve tekrar boşalan bir saat zembereği ile yeni bir zembereği kurarak ilk başlatılan bir hareketi devamlı bir hale getirme düşüncesi idi.’’ 
Kaynak: Beldemiz 1994

AFYONKARAHİSAR MEVLEVİHANESİ- SAATÇİ CON AHMET DEDE İDEMEN

Con Ahmet Dede (İdemen), Karahisâr-ı Sâhib Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi Neyzenbaşısı Sandıklılı Nuri Dede'nin büyük oğludur. XX. Yüzyıl başlarında (1908) yeniden yapılan Mevlevîhânenin açılışına katılmıştır. Çilesini tamamlayarak dede unvanını aldığı muhtemeldir. Dervişliği yanında saatçi ustasıdır. (1)

(1) İLGAR Yusuf, Karahisâr-ı-ı Sâhib Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi ve Mevlevî Meşhurları, Sayfa 150

AFYONKARAHİSAR MEVLEVİHANESİ-SAATÇİ ALİ DEDE İDEMEN

Karahisâr-ı Sâhib Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi Neyzenbaşı Nuri Dede'nin oğlu olan Ali Dede de babası gibi dervişliği seçerek Mevlevî olmuş, 1001 günlük çilesini doldurarak dede ünvanını almıştır. XX. Yüzyıl başlarında (1908) yeniden yapılan Mevlevîhânenin açılışına katılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı'nda İstanbul'da kurulan Mevlevî Taburu'na 1915 yılında Afyonkarahisar'dan katılanlar içerisinde o da bulunmaktadır. Şam'da Arif çelebi komutasında talim-terbiye görmüş, taburu ile birlikte önce Gazze'ye oradan da Kudüs'e gitmiştir.

Sıhhıye bölüğünde hastahanede çalışırken İngilizlerin burayı işgali sırasında esir alınarak Kıbrıs'a götürülmüştür. Kıbrıs'taki Mevlevîhâne şeyhinin kefaletiyle oradaki Mevlevî dergahına gidip gelmiştir. Esaret dönüşünde Afyonkarahisar'a gelen Ali Dede ağabeyi Con Ahmet Dede'den saatçiliği öğrenir. (1)

(1) İLGAR Yusuf, Karahisâr-ı Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi ve Mevlevî Meşhurları, Sayfa 143,144

22 Temmuz 2016 Cuma

KÜTAHYA ERGUNİYYE MEVLEVÎHÂNESİ SERNEYZENİ SAATÇİ MUSTAFA EFENDİ

"Muvakkithâne çok zengin saatler meşheri idi. Esasen Saatçi Mustâfendi orada çalışır, boyunca takvimli duvar saatleri yapardı. Bu saatler camilerde son yıllara kadar çalışmıştı. Bu saatlerden bir tanesi Ankara'daki El Sanatları Sergisi'ne gönderilmişti. Saatin her şeyi, ahşap kısımlarına varıncaya kadar, tamamen Mustâfendi'nin elinden çıkma bir eser. Atatürk'ün takdirlerini kazanır. Ancak sorar ki; çırak yetiştirmiş mi. O sönük ve durgun yıllarda o türlü işlere heves edecek feragat sahibi kimse bulmak kolay mı. Kendisi Mevlevî tekkesinin neyzenbaşı. O türlü sabırlı ve meraklı insanların devri kapanmış. Sergiden kendisine bir altın madalya ile takdirname gönderilir. Halkevinde yapılan merasimle kendisine takdim edilmişti de o devirdeki saz arkadaşlarıyla beraber musiki takımı bir de konser düzenlemişti. O heyetin içinde kendisi ney ile iştirak etmiş ve ayrıca taksim lütfetmişti. Mustâfendi esasen kuvvetli, mahir bir neyzendi aynı zamanda."*

*Ahmet Yakuboğlu, Rengarenk Kütahya s. 25

Serneyzen Saatçi Mustafa Efendi'nin Hisarbûselik makamındaki eseri:

İntizar-ı makdeminle nev bahar eyler hulûl
Geç kalır da gelmezsen ah eder ömrün ufûl
Bezme gelsen hep bulur seyrinden âmâlim husûl
Geç kalır da gelmezsen ah eder ömrün ufûl